Tanburi Cemil Bey ve Türk Müziğinde Meşk

//Tanburi Cemil Bey ve Türk Müziğinde Meşk

20/01/2018 / Genel / Hüseyin Kıyak,

Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzünü tamamen Batı’ya çevirdiği, geleneksel sanatların daha az rağbet gördüğü, kimilerine göre çok önceden başlayan “yozlaşmanın” ayyuka çıktığı bir dönemde dünyaya gelir Cemil Bey. Onun sanatında olgunlaştığı, tanınmaya başladığı dönem 19. yüzyılın sonları, 20. yüzyılın ilk yıllarıdır.

Dönemin genel atmosferi yanında amcasının konağında havasını soluduğu alafranga hayat tarzı, Mülkiye’de gördüğü öğrenim, onu modern bir şahsiyet olarak şekillendirir. Sultan Abdülaziz, daha sonra da Abdülhamid döneminde öğretim hayatında yapılan ıslahat, açılan okullar Cemil Bey’in müziğin eğitimine bakışında önemli etkiler yaratır. Yaklaşık 20. yüzyıla kadar hoca-talebe ilişkisi içinde “meşk” sistemiyle öğrenilen müzik, bu süreçte nota üzerinden öğrenilmeye doğru bir geçiş gösterir. Moderniteyle birlikte, hızlanan hayata ayak uydurmak isteyen insan, herhangi bir şeyi öğrenmek için geçen süreyi kısaltma çareleri arar. Meşkten notaya geçiş sürecini de bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Bu ortam içinde var olan Cemil Bey de meşk yerine notayı, hoca yerine de musiki kitaplarını savunur. 1900 yılında Sabah gazetesine yazdığı makaleler, onun bu fikirlerini takip edebilmemize imkân verir.

Cemil Bey, “Bir ressam, bir heykeltıraş, bir mimar istediği desturu, kanunu, kütüb-i riyaziyeye ve bu üç sanat için münferiden yazılmış eserlere müracaatla bulabildiği halde musiki istidat ve arzusuyla yaratılmış bir âdem kendilerine lazım olan malumatı nereden edinebilecek?”[1] diyerek meşkle öğrenile gelen musikinin metotsuzluğundan şikâyet eder. Modern bir bakış açısıyla, “metot” ihtiyacının altını çizen Cemil Bey, öteden beri kullanılagelen edvar kitaplarının musiki ile ilgisi olmadığını ileri sürer:

“Edvar-ı kadime diye namları tebcilen [ağırlayarak] yâd olunduğu halde gerek başka lisanda yazılmış bulunmaları ve gerek münderecat [içerik] itibariyle bizim ihtiyac-ı musikimizi temin edecek ciddiyetten berî [yoksun] bulunmaları hasebiyle nazar-ı istihsândan [beğeniden] mütebâ’id [uzak] olan kitaplarla Haşim Bey Mecmuası vesaire gibi eserlerin musikiye taallukları [musikiyle ilişkileri] ancak bunların mütalaasından musiki öğrenmiş bir âdemin irâesiyle [rehberliğiyle] muhtac-ı ispat [ispata muhtaç] bir keyfiyettir [durumdur].”[2]

Haşim Bey Mecmuası’nın musiki ile münasebeti bulunmadığını, ancak bazı şiir hırsızlarının şiirleri yanlış olarak kaydettikleri bir divançe olabileceğini söyler. Güfte mecmualarının, bir hanendenin “akıl defteri” hizmeti görebileceğini, bunun dışında musikiye herhangi bir faydası bulunmadığını belirtir. Cemil Bey, bu ifadeleriyle güfte mecmualarının, musiki öğretmek gibi herhangi bir iddia ile kaleme alınmadığını görmezden gelmiş olur. Güfte mecmualarının –Cemil Bey’in de aslında belirttiği gibi- asıl amacı “akıl defteri” hizmeti görmek, yani musiki bilen hanendelerin hafızalarına yardımcı olmaktır.

Cemil Bey, güfte mecmualarının değil, notaya dayalı kitapların yaygınlaşmasını arzu eder. Nitekim 19. yüzyılın son yıllarında notanın musiki öğrenmedeki kolaylaştırıcılığı kabul edilmiş ve notaya dayalı matbu eserler yayımlanmaya başlamıştır. Cemil Bey de makalelerinde Hacı Emin Efendi’nin Nota Muallimi, Zati Bey’in Nazariyat-ı Musikiyye, Galib Bey’in Nota Mecmuası ve Muallim İsmail Hakkı Bey’in Mahzen-i Esrar-ı Musiki eserlerini örnek verir ve bu gibi eserlerin sayısının artmasını ve yaygınlık kazanmasını temenni eder.

Meşke dayalı bir eğitim ve öğretimle aktarılan Türk müziği, usta-çırak ilişkisi içinde ilerlemiştir. Cemil Bey, bu durumun talebeyi zorlayıcı özelliğine dikkat çeker. Osmanlı müziği öğrenen kimselerin doğuştan getirdikleri yeteneklerine bağlı olarak bu musikinin öğrenimine devam ettiklerini, musiki için yeteneği geliştirici bir metot olmadığını ifade eder. Bu yüzden de yeterli yeteneği olmayan kimselerin “iki ay meşkten sonra vazgeçmekte oldukları herkesçe malum” diyerek meşkin caydırıcı bir özelliği olduğunu savunur.[3]

Musikinin bu zorluğunun asıl sebebinin meşkin kendisi olduğunu ifade eder. Notasızlık, eserlerin öğrenilme süresini uzatmakta, bu da talebeleri sıkmakta ve talebeler meşki bırakıp musiki öğrenimlerine son vermektedirler. Cemil Bey’e göre, notaya direnilmesinin ve hocaların meşkle eserleri öğretmekte ısrar etmelerinin sebebi, “âsâr-ı eslafı yalnız kendi hafızalarında bulundurmak nazperverliği”dir. Cemil Bey’e göre meşkhaneler de “laklakiyathaneler”dir. Bir bestenin bestelenme süresi hafıza gücüne dayandırılarak iki ay kadar uzasa bile bunu öğrenmenin bu kadar uzun sürmemesi gerektiğini belirtir. Zorluğun musikide değil, bunu böyle göstermek isteyen kimselerin niyetinde olduğunu ifade eder. “Demek ki bir beste iki ayda öğrenilecek olduktan sonra işi gücü bırakıp meşkhane-be-meşkhane dolaşmalı ki müddeti’l-ömrde bir fasıl çıkarılabilsin. Musikiyi böyle can sıkıcı surette öğrenmekten ise, sekiz perdeli klavyeli oyuncaklar üzerinde ‘ah ye le lel li’yi çalmak evladır,” diyerek yüzyıllardır bu şekilde ilerleyen müziği ve hafızasında binlerce eser barındıran “geleneksel musikişinas tipi”ni yok sayar.

Cemil Bey, ruhları derinden etkileyen ve Nedim, Nabi gibi büyük şairlerin güfteleriyle besteli olan kâr, beste gibi eserlerin notasızlık yüzünden günden güne mahvolduğunu ve doğru düzgün musikiden bahsetmeyen edvar kitapları yerine ciddi ve faydalı musiki kitapları yazılmadıkça eski eserlerin ihya edilemeyeceğini ve musiki eğitimi ve öğretiminin kolaylaştırılamayacağını; böylelikle de musiki namına bir ilerleme kaydedilemeyeceğini belirtir.

Bu hususta Cemil Bey’in verdiği reçete açıktır: Musikinin muhtaç olduğu ıslahatı yapabilmek için güfte taksimatlı ve solfej tarzında düzenlenmiş musiki parçalarını içeren ve bu musikinin usul ve kurallarını toplayan kitaplar yazılması gerektiğini belirtir.

1902’de tamamladığı Rehber-i Musiki adlı eserini de bu makaleleri yazdığı sırada tasarladığı anlaşılıyor.

Sonuç olarak musikinin öğretim metodu hakkında Cemil Bey’in fikirleri geleneksel metotların dışında olsa da bu onu “gelenekten kopmuş bir müzisyen” haline getirmez. Cemil Bey’in yetiştiği ortam, içinde bulunduğu dönem, hızla değişen Osmanlı toplumunda eğitim-öğretim alanında yapılan ıslahat Cemil Bey’in müzik eğitimine dair fikirleri üzerinde etkili olmuştur. Ferahfeza Peşrevi’nin teslimini Dede Efendi’nin frengifer bestesindeki terennüm nağmeleriyle “tezyin” edecek kadar klasik eserleri bilen; şeddiaraban, ısfahan, neva gibi kadim makamlardaki eserlerinde bir ayin havası görülen Cemil Bey’in gerek bestekâr, gerekse icracı olarak eski eserleri özümsemiş, gelenekleri bilen bir müzisyen olduğunu söylemenin yanlış olmayacağı kanaatindeyim.


[1] Cemil, “Şarkı Mecmuaları ve Musiki Kitapları”, Sabah, 15 Şevval 1317 / 3 Şubat 1315 / 15 Şubat 1900, s. 3.

[2] Cemil, “Şarkı Mecmuaları ve Musiki Kitapları”, Sabah, 15 Şevval 1317 / 3 Şubat 1315 / 15 Şubat 1900, s. 3.

[3] Cemil, “Şarkı Mecmuaları ve Musiki Kitapları”, Sabah, 15 Şevval 1317 / 3 Şubat 1315 / 15 Şubat 1900, s. 3.

 

| 2018-01-20T13:04:32+00:00 20 Ocak , 2018|Genel|0 Comments

Yazar Hakkında: