Rauf Yekta Bey, Şark Musikisi Tarihi [4] 

//Rauf Yekta Bey, Şark Musikisi Tarihi [4] 

19/03/2019 / Anakronik Mecmua, Latin harflerine aktaran: Betül Sinoğlu,

Rauf Yekta Bey, Şark Musikisi Tarihi [4] 

 

[26]

Miladın ondördüncü senesinde vefat eden Roma imparatoru meşhur August [Augustus] Mısır’dan Roma’ya iki cesim dikili taş getirtmiş idi ki bunlar Truva muharebesinden takriben 400 sene mukaddem Kral Sezostris [Sesostris] tarafından Kahire civarındaki Heliopolis şehrine rekzettirilmiş [dikilmiş] idi. 1527 senesinde Roma şehri Fransız prenslerinden Konstabl dö Burbon’un [Constable de Bourbon] askerleri tarafından tahrip ve yağma olunduğu sırada devrilerek üç parça edilmiş olan bu taşların büyüğü üzerinde bir musiki aleti resmi bulunuyor idi. Nadir bir eserden [1] aynen resmini istinsah ettirdiğimiz bu aletin (Şekil 8) iki telli olduğu ve uzun sapı ile bizim tanburlarımıza benzediği görülmektedir:

Taştaki resmin hakiki büyüklüğünü göstermek için (parmak – Pouce)mikyası (Şekil 8)

İngiliz müverrih-i musikisi Burney bu sazın şeklinden, musikinin pek kadim zamanlardan beri Mısır’da müstamel olduğunu ve Mısırlıların iki tel üzerinde sapın uzunluğu sayesinde bir sekizli vüsatinde sesler çıkarmanın yolunu bulduklarını istidlâl ediyor. Filvaki bu ceht [gayret] tarih-i musikiyyece haiz-i ehemmiyettir; çünkü Mısır’da bu taşların dikildiği tarihten birçok seneler sonra dahi Yunanlılar nezdinde böyle sekizli vüsatinde nağmeler çıkaran bir saz mevcut değil idi.


[1] Essai sur la musique ancienne at moderne; par M. de Laborde, vol. 1, p. 292 Paris 1780

 

 

[27]

Dördüncü asr-ı miladide yaşayan İskenderiye hükemâsından Proklos [Proclus]’dan naklen Burney’in eserinde [*] gördüğümüz bir fıkrada Mısırlıların bütün vaka-i mühimme ile ihtirâat-ı cedîdeyi [yeni icatları] sütunlar veya dikili taşlar üzerine hakkettirdiklerinden bahsolunuyor; eğer bu rivayet sahih ise kevgalya (?) denilen büyük dikilitaşın Sesostris asrında Heliopolis’de rekzedilmiş olmasına nazaran bu iki telli Mısır tanburunun icad-ı tarihini hemen de muhakkak olarak tayin edebiliriz.

Benî İsrail’in Mısır’dan kurtulunca def ile boru istimal ettiklerini biliyoruz; şu vaka dahi bu iki musiki aletinin kadim Mısırlılar arasında müstamel olduğunu ispat ediyor.

Musiki müverrihleri Mısırlıların bir nevi kitareleri olduğunu da yazmakta iseler de Mısır kitaresinin kaç telli ve ne şekilde olduğuna dair müverrihler arasında ihtilaf-ı efkâr bulunduğundan sözü uzatmamak için bu saz hakkındaki muhtelif rivayetlerin buraya naklinden sarf-ı nazar ediyoruz.

Evvelce de söylediğimiz vech ile Mısırlılar arasında kitabet-i musikiyye usulü bilinmiyor, Mısır musikiyyesi ağızdan ağıza intikal suretiyle muhafaza olunabiliyordu. Mısır’ı istila eden düşman milletler ordularının yaptıkları tahribat ile galipler tarafından mağluplara kabul ettirilen esaret hayatı Mısır musikisinin mahvolmasını intaç etmiştir. Milattan 525 sene mukaddem Kambiz tarafından taht-ı esarete alınan Mısırlılar o tarihten beri hep ecnebi milletlerin tahakkümü altında kalmışlardır.

Mısır’da Batlamyuslar devletinin tesisinden sonra vaka-i tarihiyyenin tahririnde kullanılan hiyeroglif harfleri tedricen Mısırlılar için de anlaşılmaz bir hale gelmiş ve nihayet Mısırlılar ilim ve fen sahasında haiz oldukları malumatı kaybetmekle beraber şan ve şereflerinin hatırasını bile unutmuşlardır.

Batlamyuslar devletinin ilk üç hükümdarı olan Soter, Filadelf [Filadelfus] ve Euerjet [Euergetes] namındaki krallar memlekette ilim ve irfan hareketlerini teşvik ve himaye


(*) A general History of Music, Burney, vol 1, p. 197

 

 

[28]

etmişler ve bunların asrında musiki de bilhassa mazhar-ı rağbet ve terakki olmuş idi. Şu kadar ki bu musiki -diğer ilim ve fenler gibi- “Yunan musikisi” ve “Yunan ulûm ve fünûnu” idi.

Bu asırdan itibaren Mısır’da umumi şenlik günlerinde fevkalade parlak merasim yapılmaya başlanmıştır. Atene’nin Banquet de Savants ünvanlı eserinde görüldüğü üzere Filadelf Batlamyus’un hükumeti esnasında Şarap Perisi namına yapılan büyük bir şenliğe 600 muganni ve muganniye ile 300 kitarecinin iştirak etmesi o tarihte musikinin Mısırlılar arasında ne derece teammüm ve intişar etmiş olduğuna delalet etmektedir.

Üçüncü Batlamyus Euerjet asrında İskenderiyeli Kitezibus [Ktesibios] isminde bir sanatkar tarafından “idrul [hydraulis]” namıyla bir erganun icad edilmiş idi. Yine Atene’nin beyanatına nazaran bu erganun su ile tahrik olunur imiş; mamafih bu garip alet-i musikiye dair kadim müelliflerden hiçbiri fazla malumat vermediklerinden suret-i imal ve tarz-ı terennümü çok zamanlar meçhul kalmış idi. 1878 senesinde Fransız erganuncularından bir zat [*] bu babda yaptığı tetkikata müsteniden idrul tesmiye edilen erganunlarda “su tazyikinin zamanımızda yapılan erganunlardaki hava mahzeni vazifesi gördüğünü” ispat etmiş olduğundan artık o tarihten beri idrulda suyun ne vazife ifa ettiği meselesine halledilmiş nazarıyla bakılmaktadır.

Yine Atene’nin yukarıda mezkur eserinde görüyoruz ki yedinci Batlamyus –tac-ı tahtını elinden aldığı kardeşine merbutiyyetlerinden [bağlılıklarından] dolayı mücazat [ceza] olmak üzere– İskenderiye ahalisinin birçoğunu katl ve bir kısmını nefyettikten [sürgün ettikten] sonra yerlerine Yunanistan’dan lisan alimleri, feylosoflar, mühendisler, musikişinaslar, mektep hocaları, ressamlar, tabipler… getirmiştir; bu ilim adamları Mısır’da her nevi ulûm ve fünûnun intişarına çok hizmetler etmişlerdir.

Aynı eserde: “İskenderiye ahalisi derecesinde hiçbir memleket sekenesi


[*] Clément Loret. Cours d’ourge. t.3 p.1 et suiv.

 

 

[29]

musikide maharet kazanamamışlardır, zira en fakir köylü, yahut çiftçi bile yalnız lir değil aynı zamanda flavta dahi çalmakta idi.” denilmesi yedinci Batlamyus’un zaman-ı hükûmetinde Mısır’da musikinin vasıl olduğu terakki derecesini göstermeye kifayet edebilir.

Batlamyus hanendanının sonuncusu olan kraliçe Kleopatra’nın babası flavtayı o kadar sever idi ki bu münasebetle kendisine olates [Ptolemy XII Auletes “the flutist”] yani flavtacı lakabı verilmiş idi. Mısır kıtası kable’l-milat [milattan önce] 30 tarihinde bir Roma eyaleti haline geldikten, ve Kleopatra’nın esareti vatanını izmihlale sevk ettikten sonra artık Mısır’da musiki ile kimse meşgul olamıyordu. Hatta bir aralık Mısır’da musikinin istimali hükümet tarafından men edilmiş olması da muhtemeldir; Yunan kadim coğrafyacılarından Strabon’un Mısır mabetlerinde o tarihlerde hiçbir alet-i musikiyyenin sesi duyulmadığı, merasim-i ruhaniyenin hiçbir ses çıkarılmayarak icra edildiğini yazması bu ihtimali kuvvetlendirecek delaildendir [delillerdendir].

Roma hakimiyetinin Mısır’da tesisinden itibaren Mısır musikisi mahiyet-i hususiyyesini kaybetmiştir. O tarihlerde zuhur eden Hristiyanlığın Mısır’a dahil olması, yeni mezhebi kabul edenlerle ekseriyeti Arius ve Yakubiye mezheplerine tâbi olan yerli ahali arasında şiddetli ve devamlı münazaaları mucip olmuş ve bu münazaalar esnasında Mısır’da her cihetten tedenni [gerileme] ve inkıraz [yıkılma] asarı görüldüğü gibi musiki de bu hercümerçten ziyadesiyle müteessir olmuş idi.

Hristiyanlık devri Mısır’da 500 sene kadar devam etmiştir. İslamiyetin zuhurunu müteakip hicretin 17’nci senesinde ve Hazreti Ömer’in hilafeti zamanında Mısır, Araplar tarafından istila edilmesi üzerine ekser ahalisi din-i İslamı kabul etmişler ve Ceziret-ül Arap’tan gelen Araplara karışarak az müddet zarfında Araplaşmışlardır.

Hicret’in 923 tarihinde Birinci Sultan Selim tarafından fethedilinceye kadar muhtelif hükümetlerin idaresi altında kalan Mısır’da münhasıran Arap lahnı [melodisi] ile

 

 

[30]

terennüm edilmekte ve yerliler arasında Arap musikisinin nağmelerinden başka bir şey işitilmemekte idi. Mamafih Türklerin hâkimiyeti altına geçtikten sonra Mısır’ın kibar ve alelhusus [bilhassa] resmî mahafilinde Türk musikisine de bir mevki-i şeref verilmeye başlanmış idi.

1213 senesinde Mısır Büyük Napolyon tarafından işgal edildiği esnada Fransızlar Mısır’a muhtelif ulûm ve fünûnda mütehassıs zevattan mürekkep bir heyet-i alimiyye göndermişler idi. Bu heyetin içinde Villoto [Guillaume André Villoteau] isminde bir de musiki alimi bulunuyor idi. Bu zat Mısır musikisi üzerine uzun tetkikatta bulunarak orada mütemekkin Araplar ile Türklerin, Habeşliler, Kıptiler, Ermeniler ve Rumlar’ın musikileri hakkında gayet kıymettar malûmatı havi bir kitap [1] yazmıştır. Villoteau’nun eserinden anlıyoruz ki müddet-i medide [uzun müddet] Arap harsının [kültürünün] hakimiyeti altında kalmasına rağmen musikimiz Mısırlılar üzerinde pek bariz tesirat husule getirmiş ve birçoğu Türklerden alınan makamat isimleriyle tabirat ve ıstılahat [terimler] musikiye az çok ta’rib edilerek [Arapçalaştırılarak] Mısırlıların musiki lehçesine dahil olmuştur.

Halihazırda Mısır musikisine Arap musikisi demek daha doğrudur. Filhakika Mısır, Arap musikisi ilminin merkez-i idaresidir. Son senelerin Mısır’da vücuda getirdiği milliyet fikirleri Mısır musikişinaslarında dahi âli musikilerinin terakki ve taâlîsi [yükselmesi] için büyük bir gayret uyandırmıştır. Bir taraftan hükümetin muavenetiyle El-Nadiü’l-Musikiü’ş-Şarkî namında bir musiki akademisi teşkil olunmuş, diğer taraftan İskender Şalfun Efendi gibi münevverü’l-fikr [parlak fikirli] üstatların himmetiyle El- Ma’hedü’l-Musikiü’l-Mısrî namıyla bir konservatuvar açılmış ve yine bu zatın gayretiyle Ravzatü’l-Belâbil unvanlı bir de musiki gazetesi çıkarılmakta bulunmuştur.

Şurası şayan-ı şükran ve biz Türkler için de bilhassa celb-i nazar-ı ibret ve intibahtır ki Mısırlılar en ziyade milli musikilerinin hususi tarzını bozmamak


[1] Villoteau’nun eseri Mısır’da tetkikat icra eden Fransız heyet-i alimiyyesinin neşrettiği Mısır’ın Tarifi – Description de l’Egypte ünvanlı muazzam kitapta münderiçtir.

 

[31]

şartıyla asrî telakki ve ihtiyaçlara tevafuken terakkisine çalışıyorlar ve bizdeki bazı müfrit garp-perestler gibi şarkın bedii zevkine uymayan alafranga musikiyi memleketlerine aynen ithal ve neşretmeyi hatırlarından bile geçirmiyorlar.

Mısır’da musikinin zamanımızdaki halinden tarihimizin Araplar’da Musiki ünvanlı kısmında bahsolunacaktır. Şimdilik biz burada kadim Mısırlılar nezdinde kullanılan musiki aletlerinin envai ve eşkâlini dair malumat vererek ikinci mebhası bitireceğiz.

 

Eski Mısırlıların Musiki Aletleri

1 – Telli sazlar

Instruments à cordes

 

Harpa (La Harpe) – Kadim Mısırlıların en ziyade kullandıkları musiki aleti harpa idi. Jize’de [Gisa] keşfedilen ve milad-ı İsa’dan 2365 sene mukaddem hükümdarlık eden Apofis [Apophis] namındaki krala aidiyeti zannolunan bir mezarın duvarında yedi telli bir harpa çalan bir sazende resmi görülmesine nazaran Mısırlılar nezdinde bu aletin menşei çok eski olduğuna hükmedilmektedir.

Bazı müverrihler ise harpanın daha kadim zamanlarda dahi mevcudiyetini iddia, ve bu iddialarını ispat etmek üzere Mısır’da Büyük Piramit’in civarında bulunan ve kıdemi bu muazzam tarihî abideden herhalde az olmayan bir mezarın tezyinatı [süslemeleri] arasında harpacı resimlerine tesadüf edildiğini zikrederler. Filhakika Büyük Piramit’in tarih-i inşaası kable’l-milat [milattan önce] 4000 yıldan ziyade olduğunu düşünecek olur isek bu iddiaya doğru nazarıyla bakmak lüzumunu da teslim ederiz.

Mısır’da mevcut âsâr-ı atîka üzerinde mahkûk bulunan muhtelif harpalara bakılınca bunların şekilleri birbirine benzemedikten maada [başka] tellerinin adedi de 4’ten başlayarak 22’ye kadar muhtelif miktarda olduğu anlaşılıyor.

 

 

[32]

Teb [Thebes] Harabeleri’nde keşfedilen bir mezarın duvarlarında dört telli bir harpa resmi (Şekil 9) bulunmaktadır; aynı mezarın diğer bir cihetinde görülen harpanın da (Şekil 10) yedi teli ve mâil bir ayağı vardır:

            Şekil 10: 7 telli harpa                                      Şekil 9: 4 telli harpa

Mısr-ı Süflâ’da Dendara [Dendarah]’da meydana çıkan büyük mabedin harabelerinde dahi dokuz telli küçük ve kabil-i nakil bir harpa resmi (Şekil 11) mahkûk bulunmuştur ki bir iskemle üzerine konulmuş ve Mısır esâtirine [masallar] mensup bir kadın tarafından çalınmakta bulunmuştur:

Şekil 12: 4 telli ufak harpa                               Şekil 11: 9 telli harpa

 

[33]

Mısır harpalarının bazı âsâr-ı atîka üzerinde resimlerine tesadüf edilen diğer bir nevi daha vardır; bu nev harpaların dört teli olduğunu ve omuzda tutularak iki el ile çalındığını resimlerden (Şekil 12) anlıyoruz. Bu harpaların kadim Mısır mezarlarından çıkarılan bir tanesi elyevm [bugün] Florans Müzesi’nde mahfuzdur.

Kitare (La guitare) — Mısır âsâr-ı atîkası üzerinde görülen uzun saplı ve telli sazların kadim Mısırlılar lisanında ne namla tesmiye edildiği [isimlendirildiği] malum değildir; bunun içindir ki Mısır’da tetkikat icra eden seyyahlarla âsâr-ı atîkacıların her biri asıl ismini bilmedikleri bu nev sazlara Lut (Luth), Teorb (Théorbe), Kitare gibi muhtelif isimler vermişlerdir.

Filhakika madem ki bu türlü sazların hakiki isimleri bilinmemektedir, aynen vaka-yi şayan-ı temenni olan bir keşfin bu meçhul noktayı tenvir etmesine [aydınlatmasına] intizaren ve ekser müverrihlerin eserine iktifaen, biz de bunlara şimdilik kitare namının verilmesini zaruri addediyoruz. Mâhâzâ şunu da söyleyelim ki zîrde [aşağıda] dercettiğimiz şekillerinden (Şekil 13) ve (Şekil 14) anlaşılacağı vecihle Mısır kitareleri —teknelerinin küçüklüğü, saplarının darlığı ve uzunluğu ile— Avrupa kitarelerinden ziyade Mısır’da Arapların tanbure tesmiye ettikleri saza benzemektedir:

       Şekil 14                                            Şekil 13

 

 

[34]

Mısır’ın eski abideleri ve mezarları üzerinde başka şekilde bir musiki aleti resmine daha tesadüf edilmektedir ki aşağıda (Şekil 15) ile gösterilen bu aletlere de musiki müverrihleri tarafından kitare namı verilmektedir:

Şekil 15

 

Mısır-ı kadim hakkında mükemmel tetkikatı havi eserleriyle iştihar eden [meşhur olan] alimlerden Şampolion [Jean-François Champollion] ile Rosellini [Ippolito Rosellini]’nin eserlerinden naklen ikisinin resimlerini yukarıya dercettiğimiz bu kitareler beş, yedi, sekiz, on, oniki tellileri olduğu gibi meşhur seyyah Vilkinson [Sir John Gardner Wilkinson]’un ifadesine nazaran bunların onsekiz tellisi

Şekil 16

 

[35]

bile olduğu anlaşılıyor. İngiliz seyyahı bu ifadesini, Teb Şehri mezarlarından birinin duvarında bir cenaze konserini göstermek üzere yapılmış olan bir tabloya istinat ettirmekte ve mevzûubahis olan tabloyu da Mısır’a dair mâruf eserine [1] dercetmektedir. Karşıki sahifenin altında görülen resim (Şekil 16) işte o eserden aynen iktibas edilmiştir.

Mısır kitarelerinin üzerindeki tellerin yalnız ilk parmaklar ile yahut bir tarafından bir kordon ile bu alete bağlı bulunan mızrap ve diğer taraftan sol elin parmakları ile karşılıklı çalındığını 15 numaralı resmimiz gösteriyor.

Musiki müverrihi Fetis [François-Joseph Fétis] Berlin ve Lhyd [Leiden?] müzelerinde Mısr-ı Ulyâ mezarlarından çıkarılmış ve gayet güzel muhafaza edilmiş Mısır kitareleri bulunduğundan bahsettiği sırada “bu müzelerin kataloglarında lir namı verilen âlâtın birer Mısır kitaresi olduğunu ve esasen Yunan kadim âlâtından olan lirin Mısır alet-i musikiyyesi arasında sayılması doğru olmadığını” iddia etmekte ise de Adrien Dölafaj [Adrien de la Fage] gibi muteber birtakım müverrihler de gayrıkabil-i red [reddedilmesi mümkün olmayan] birçok tarihi deliller [2] serdederek bunun aksini iddia etmekte ve yukarıdaki sahifelerde lirin suret-i icadı vesairesi hakkında yazdığımız rivayetlerin sahtını kabule taraftar bulunmaktadırlar.

 

2– Nefes sazları

Instruments à vent

 

Ney (La flûte) — Mısırlılar nezdinde çok eski zamanlardan beri doğru üflenen düdüklerle mâilen çalınan neylerin ikisi de kullanılmaktaydı. 4000 senelik bir kıdemi olan Büyük Ehram’ın [piramitlerin] kurbundaki Amayi (?) mezarında bu iki nev neyin resimleri mahkûk bulunması bunu ispat etmektedir. Mısır müverrihleri neyin icadını da yukarıda ismi geçen mabud Oziris [Osiris]’e isnat ederler; bu müverrihlerin bir kısmı Oziris’in icat ettiği neyin “lotus”


[1] Wilkinson, The manners and customs of the ancient Egyptians.

[2] Histoire générale de la musique, par Adrien de la Fage; Tome 2, page 80

 

 

[36]

denilen siyah ağaçtan, diğer bir kısmı da bir ayı bacağının kemiğinden yapıldığını ve gayet çok sesi çıktığını yazmaktadırlar.

Mısırlılar neylerin doğru üflenenlerine (Şekil 17) “mam”, mâilen üflenenlerine de (Şekil 18) “sebi” namlarını vermişler idi.

                                    Şekil 17                                   Şekil 18

 

 

Kable’l-milat 4000 seneden ziyade bir eskiliğe malik olduğuna hükmedilen Mısır mezarlarını tezyin eden resimler arasında Mısırlıların futenaj (?) dedikleri çifte neylere dahi tesadüf edilmektedir; bu nev neylerin kadınlar tarafından üflendiği ve Şekil 19’da

 Şekil 19

 

göründüğü vechle ya muganniyelere refakat ettiği veyahut diğer bazı abideler üzerinde bulunan resimlerine nazaran harpalarla çalındığı anlaşılmaktadır.

 

 

[37]

Mısırlıların bir nev boruları var idi ki askeri musikilerinde davul ile çalınıyor idi; 38’inci sahifede münderiç Şekil 22’de görülen üç adamdan sağ taraftakinin elinde salpingos denilen bu borulardan biri bulunmaktadır.

 

3 — Kar’ aletleri

Instruments à percussion

 

Def (Tambour de basque) — Mısır âsâr-ı atikası üzerindeki musiki âlâtının resimleri arasında defin iki nevi nazar-ı dikkate çarpmaktadır; bunların birinci nevi, bütün şark memleketlerinde izhâr-ı meserret ve şâdmânî için kullanılan def dediğimiz müdevvirü’ş-şekl [daire şeklindeki] malum aletin (Şekil 20) aynıdır. Def

Şekil 20                                                                              Şekil 21

pek eski bir musiki aletidir; nitekim Tevrat’ın Kitab-ı Huruç ünvanlı faslında mezkur olduğu üzere Harun peygamberin hemşiresi Meryem, Bahrü’l-Ahmar’ı geçtikten sonra Hazret-i Musa’nın meşhur manzumesini teganni ederken elinde def bulunmakta ve yanındaki kadınlar da aynı aleti çalarak Meryem’i takip etmekte idiler. Paris’teki Louvre Müzesi’nin Mısır asarını ihtiva eden dairesinde bu deflerden 22 numaralı bir tanesi mevcuttur ki kable’l-milat yirminci asırdan onsekizinci asra kadar imtidad eden zamanlara ait mezarların birinden çıkarılmıştır.

 

 

[38]

Mısır deflerinin ikincisi nevi uzunca bir murabba şeklindedir; bu nev deflere (Şekil 21) ancak Mısır’ın kadim asarı üzerinde tesadüf edilmektedir.

Garp müverrihlerinden bazıları darbukayı da eski Mısırlıların âlât-ı musikiyesi sırasında sayarlar ise de bu aletin herhalde daha muahhar [sonraki] zamanlarda icad-ı istimal edildiği zannolunmaktadır.

Mısırlıların askeri musikilerinde kullandıkları bir de davulları var idi. Teb şehri mezarlarının birinden kopya edilen 22 numaralı şeklinde görüldüğü vech ile bu davul iki taraftan el ile çalınmakta idi.

Şekil 22

 

Askeri musikilerini teşkil eden âlâtın birisi de krotal enilen tunçtan mamul tokmaklar idi. Şekil 22’nin sol tarafında bulunan iki adamın ellerinde tuttukları birer krotaldir ki ahenk esnasında yekdiğerine vurulan bu aletlerle îkâın [ritim] intizamı temin olunur idi.

Mısır âlâtının şeklen en garibi Fransızların sistre [sistrum] dedikleri neviden bir alettir. Bazı müverrihler bu alete Mısırlıların kemkem dediklerini zannetmişler ise de tetkikat-ı ahireden bu kelimenin Mısır lisanında herhangi bir musiki aletinden çıkan ses manasına geldiği tebyin [beyan] etmişler. Mısırlılar bu aleti, mabudelerden İzis [İsis]’in

 

 

[39]

şerefine yapılan ayinlerde yahut Nil’in suları taşmağa başladığı vakit yapılan merasimde kullanırlar idi.

Mısırlıların muhtelif şekillerde sistreleri var idi. Bunlardan bir kısmının yukarı tarafına doğru yalnız bir ufku demir çubuk ve bu çubuğun üzerinde pirinçten mamul üç halka geçirilmiş idi ki aletin sapından sallandıkça bu halkalardan sesler çıkar idi. Bu nev sistrelerin Mısır mezarlarında ile geçirilen bir tanesi (Şekil 23) elyevm Berlin Müzesi’nde mahfuzdur.

Diğer bir kısım sistrelerin de halkaları olmamakla beraber üç veya dört adet madeni çubuğu bulunur idi; bu çubukların bazen her iki tarafa sallanarak, bazen de üzerlerine madeni bir mızrapla vurularak sesleri çıkarılır idi. Bu nev sistrelerden 7 parmak (Pouce) uzunluğunda ve üç çubuğu havi olan bir tanesi (Şekil 24) yine Berlin Müzesi’nde mevcuttur.

Şekil 23                                    Şekil 24

           Mısırlılar musikilerinde zil dahi kullanmışlar idi; Teb harabelerinde bulunan zillerin bakır ile gümüş halitasından yapıldığı icra kılınan tahlilat neticesinde

 

 

[40]

anlaşılmıştır. Kadim Mısır zilleri zamanımızda yapılan zillerden şeklen farklı olmadığından resimlerinin buraya dercine lüzum görülmemiştir.

Mısırlıların musiki mesleki hakkında

bir iki söz

 

Kadim Mısırlıların musiki mesleki (Système tonal) acaba nasıl idi? Yani Mısırlılar sekizli bûdunu ne suretle taksim ediyorlar ve bu taksimatın icabâtından olarak teganni ve terennümlerinde ne gibi ibad-ı lahniyye kullanıyorlar idi? Mısırlılar nezdinde kullanılan sabit perdeli âlâttan hiçbiri ele geçirilemediği için musiki müverrihleri bu suallere çok zamandan beri sarih bir cevap veremiyorlar idi.

Bu mühim mesele elli sene mukaddem müverrih Fetis’in nazar-ı dikkatini celp ederek Mısr-ı Ulya mezarlarından birinden çıkarılmış ve Florans Müzesi’nde hıfzedilmekte bulunmuş olan 2688 numaralı bir iki ney üzerinde tetkikat icra etmesini mucip olmuş ve müverrih-i şehîr bu tatkikatıyla Mısırlıların musiki meslekini tamamen keşfe muvaffak olduğunu iddia etmiştir.

Mebhûsün-anh tatkikatın suret-i icrasına gelince: kendi hikayesine nazaran Fetis, Florans Müzesi’ndeki neyin aynı uzunluk ve kalınlığında bir kamış takarak ittirmiş ve bir flavtacı marifetiyle bu aletin ağzına Avrupa flavtalarının baş tarafı gibi yandan üflenecek bir tıpa taktırıp deliklerini de aynı yerlere deldirerek o aletten çıkan sesleri güya tesbite muvaffak olmuştur.

Halbuki bu neyin Fetis tarihindeki resmine ve bunun ebadı hakkında müellifin verdiği izahata bakınca elde ettiğini söylediği neticenin doğruluğundan çok şüphe olunabilir idi; çünkü müellif bu aletin yetmiş beş santimetre ve tûlünde [uzunluğunda] olduğunu ve perdeleri arasında bazen beş bazen dört bazen de üç santimetrelik gayrı müntezim fasılalar bulunduğunu yazmakta ve fazla olarak perdelerin de aletin uç tarafına gayet yakın açıldığı görülmekte idi. Bu şerâit altındaki bir kamıştan çıkacak seslerin Fetis’in

 

 

[41]

tarihindeki bir gösterilen la, la diyez, si, do, do diyez, re notalarına tevafuk edeceğine vehleten [ilkin] ihtimal verememekle beraber bir kerede tecrübeyi bizzat yapmayı arzu ettik. Yaptığımız tecrübe ilk şüphelerimizde haklı olduğumuzu ispat etti. Binaenaleyh Fetis’in flavtaya yeni sistem bir tıpa taktırmak bizim neylerimiz gibi mâilen üflendiğine şüphe caiz olmayan kadim Mısır neylerinden bu yeni tıpa ile çıkan seslerin doğruluğuna hükmetmesi ne kadar yanlış ise bu seslere istinaden Mısırlılar namına sarf-ı hayalî bir musiki mesleki vücuda getirmesinin de o derece celb-i tenkit bir cüret olduğunu buraya kaydetmededen geçemeyeceğiz.

Fetis tarafından bu meseleye taalluk ve birinci cildin 222 ile 249 sahifelerini işgal eden kısmı, Avrupalıların bazen ellerinde müspet hiçbir ilm-i esasi bulunmadığı halde bir meseleyi faraziyat sahasına dönerek ne gibi hayali istintaclarda bulunabildiklerini takdir etmek için okunabilir; yoksa o kısmın başka bir kıymet-i tarihiyyesi yoktur.

Kadim Mısırlıların musikisi mebhasına hitam verirken ilavesine lüzum görmediğimiz bu sözlerden maksadımız, Mısırlıların musiki mesleki hakkında şark ve garp musiki ilminin ve saika-yı müstenid malûmata malik olunduğunu ve âtiyen icra kılınacak hafriyattan Mısır mezarlarının birinde bu musikiye dair nazarî veya amelî bir eserin bulunacağı zamana kadar bu halin devam edeceğini ihtardan ibarettir. Böyle bir eser ele geçmedikçe müzelerde mahfuz kırık dökük âlât-ı musikiyyeden çıkarılacak seslere istinaden Mısırlılar gibi ulûm ve fünûnda çok terakki etmiş bir milletin aynı nispette müterakkî olması lazım gelen musikisi hakkında esaslı bir fikir edinmek şüphesiz kabul olunmayacak, Fetis gibi bazı müverrihlerin mesaisi de hep faraziyat ve tahminat vadisinden bir adım ileri gidemeyecektir.


1 Musiki Tarih-i Umumisi, Cilt 1, Sahife 224.

 

 

 

 

 

 

| 2019-03-19T13:20:26+00:00 19 Mart , 2019|Mecmua|0 Comments

Yazar Hakkında: