Bekir Sıdkı Sezgin bir DAEŞ üyesi miydi?

//Bekir Sıdkı Sezgin bir DAEŞ üyesi miydi?

11/02/2018 / Genel / Ömer Faruk Demirkan,

Bekir Sıdkı Sezgin bir DAEŞ üyesi miydi?

Panel veya konferans üst başlığı ile yapılan yâd ve anma programlarından bilimsel bildiriler veya sunumlar beklemek acaba bir haksızlık mı?  Öncelikle belirtmeliyim ki bu yazı haksızlık olmadığı düşünülerek kaleme alınmıştır. Aksi halde amaç sadece yâd ve ruhunu şâd etmek ise, kadimden beridir kültürümüzde olan ve amacı yâd olan meclisleri acizâne organizatörlere tavsiye ederim.

Türkiye’de (İstanbul demeliyim) Türk Musikisi üstatları için yapılan yad programları son zamanlarda en çok Bekir Bey için yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor. Bunlardan bazılarına iştirak etmiş, katılamadıklarımdan bazılarının da kayıtlarını izlemiş biri olarak, bu programların müzik tarihine, müzikolojiye ve Bekir Bey biyografisine herhangi bir yeni veri getirmediğini ma’teesüf söylemek zorundayım.

Çoğu zaman aynı konuşmacı veya konuşmacılarla gerçekleştirilen bu toplantılara, nadiren farklı isimler de dahil oluyor. Hal böyle olunca hava da önceki programlardan pek farklı olmuyor.  Konuşmacıların kahir ekseriyeti Bekir Bey’in öğrencileri, evindeki meşklere dahil olmuş kimseler vs. yani yakınındakiler. Bu yazılacak bir Bekir Bey biyografisi için değerli bir şey olsa da, birazdan göreceğimiz bir probleme dönüşmüş durumda.

Her şeyini Bekir Bey’e borçlu olan konuşmacı bir girizgâh yapar ve etrafındakilere söz vermesiyle konuşmalar başlar. Ne zaman, nasıl, nerede tanıştıklarının anlatılmasıyla devam eden sunum dinleyenleri güldüren birkaç anının aktarılmasıyla biter. Neredeyse tüm konuşmalar aynı sırada ilerler, birkaç istisna dışında. Bu sıraya ve içeriğe bir itirazım olmazdı eğer Bekir Bey sıradan bir insan olsaydı. Ama mevzu-ı bahs olan Bekir Bey ise sanat anlayışı, icrası, varsa icrasında değişiklikler, makam anlayışı ve bunun diğer hanendeler ile karşılaştırılması, hocaları, hocaları ile karşılaştırılması, zevk ve tercihleri, yayınları hatta siyasî tercihleri vs. gibi konuların da ele alınması beklenirdi. Hakkını yemeyeyim bazen “sanat anlayışı ulvî idi, sesi davûdî” gibi ifadeler olsa da bunların neyi ifade ettiği net değil.

Bu etkinliklerin içerisinde zaman zaman Bekir Bey’in biyografisine yeni bir katkı olacak sorular yöneltilse de hep hâkim konuşmacı tarafından cevaplar akîm bıraktırılıyor. Bir defasında Bekir Bey’in repertuar seçiminde neleri dikkate aldığı sorusu ve bazı bestekârları tercih etmeyişinin nedeni sorulsa da verilebilecek cevaplar kesilmiş ve konu başka yerlere kaymıştı. Uzun bir anma programında yine en uzun konuşma DAEŞ’i kimler kurdu, Rockefeller ailesi kimdir üzerineydi. Bazen de aynı program içerisinde çok garip hadiseler cereyan etmekte. Bir konuşmacı Bekir Bey’in tavrını tekke tavrı, diğeri klasik tavır ve başka biri hafız tavrı olarak niteleyebiliyordu.

Bu farklı niteleme belki müzikolojinin bir sorunu olsa da, buradaki vakıa o kadar derin değil. Çok açık ki her konuşmacı kendi tavrını Bekir Bey üzerinden meşrulaştırıyordu. Bekir Bey’i anmak ve ondan bahsetmek ne yazık ki ideolojik bir çarpışma alanını andırır durumda. Bu durum, konuşmacılardan birinin yıllardır alışveriş yaptığı bir esnaf olması halinde, bahsedeceği şeylerin muhtemelen öğrenci ve yakınlarından nitelik olarak farklı olmayacağı ve daha masum kalacağını düşündürtmekte.

Bekir Bey 20.yy’da yaşadığından önceki devir musikişinaslarına göre oldukça avantajlı. Kendisinin yaptığı yayınlar, kendisi ile yapılan yayınlar, radyo ve TV programları, evinde yapılan kayıtlar gibi çok geniş bir kayıt arşivi bulunmakta. Ancak çok önemli bilgiler veren bu arşivin de bilimsel olarak yapılacak bir biyografi çalışmasında bazı konularda yetersiz kaldığı görülmektedir. Bekir Bey ile ilgili panel veya konferanslar muhtemel bu eksiklikleri giderebilir. Fakat Bekir Bey’in akranları ve öğrencileri göçtükçe ve yukarıdaki gibi birbirinin benzeri nitelikteki programlar devam ettikçe, iyi bir biyografi kan kaybedecek ve teyidi mümkün olmayan kirli bilgi yığınları oluşacaktır.

Bekir Bey’i anma programlarındaki en uzun konuşmanın DAEŞ’e ayrılmış olmasını akılda tutarak, elimizde Bekir Bey’in hayatı ile ilgili sadece bu konuşma kalmış olsaydı, nelere sebep olabilecekti bir düşünelim. Bu yazının başlığının neden böyle atıldığının cevabı tam burada.

Haşiye:

Bu yazıyı bundan bir hafta önce tamamlayıp diğer editörlerimize göndermiştim. Fakat Merhum Tanrıkorur ile ilgili programı görünce neşredilmesini, ilaveler yapmamız gerekebilir düşüncesiyle tehir etmiştik. Fakat anlaşıldı ki cephede yeni bir şey yok.

 

Liked it? Take a second to support Ömer Faruk Demirkan on Patreon!
| 2018-02-11T14:56:35+00:00 11 Şubat , 2018|Genel|1 Comment

Yazar Hakkında: