Santuri Edhem Efendi’nin Hazin Hayat Hikâyesi

//Santuri Edhem Efendi’nin Hazin Hayat Hikâyesi

30/05/2018 / Genel / Hüseyin Kıyak,

Santuri Edhem Efendi’nin Hazin Hayat Hikâyesi

Türk müziğinin en tanınmış eserlerinden olan Şehnaz Longa’nın bestekârı Santuri Edhem Efendi, bu eserindeki neşe ve parlaklığın tam aksi bir hayat hikâyesi yaşamıştır. Yaşadığı felaketlere rağmen son nefesine dek musikiden kopmamıştır.

Santuri Edhem Efendi, 1855’te Beyazıt’ta Soğan Ağa Mahallesi’nde Çıkmaz Tulumba Sokağı’ndaki 6 numaralı hanede dünyaya gelmiştir. Babası, II. Mahmud döneminde yeniçeri olup, yeniçeri ocağının lağvedilmesinden sonra da devrin gemilerinde kaptanlık eden Ali Efendi’dir.

Edhem Efendi, Soğukçeşme Askeri Rüşdiye’sini bitirip musikideki yeteneğinden dolayı Enderun’a gönderilir. Hacı Arif ve Rifat Beyler gibi dönemin önde gelen musikişinaslarının bulunduğu Enderun’da santur öğrenir. Hocası, o dönemde Enderun’da bulunan Santuri Hilmi Bey[1]olmalıdır.

Edhem Efendi, 1880 civarında Sabiha Hanım’la evlenerek Taksim’deki Kazancılar’a taşınır. Bu izdivaçtan iki oğlu dünyaya gelir: Mehmet Ali Bey, (d. 1884) ve Münir Pekçebaşak (d.1884).

1902’de Taksim’den ayrılarak Göksu’da yeni alınan yalıya naklederler. Edhem Efendi ömrünün son 24 yılını bu yalıda geçirir.

 



Erol Deran tarafından farklı tarihlerde resmedilen Santuri Edhem Efendi Yalısı

 

İlk felaket: Su baskını

Yalıya taşındıktan yaklaşık 9 yıl sonra, 14 Ekim 1911’de şiddetli yağmurla Anadoluhisarı’nın üstündeki Elmalı Bendi yıkılır ve yalıyı su basar. Edhem Efendi ve karısı komşuların yardımıyla pencereden alınarak kurtarılır. Yalının içindeki zarar yanında, Edhem Efendi’yi en çok üzen, kıymetli nota koleksiyonlarının ve Enderunî Vasıf’ın elyazması divanının selle yok olmasıdır. Bu felaketten sonra Edhem Efendi, hafızasındaki eserleri yeniden yazmaya başlar.

 

İkinci felaket: Felç

Edhem Bey, su baskınıyla yok olan notaları tekrar yazarken iki sene sonra, 1913’te 58 yaşındayken sağ tarafı felce uğrar. Bunun üzerine Maliye Evrak Kalemi’ndeki memuriyetinden emekliye ayrılır. Edhem Efendi, sol eliyle yazı ve nota yazmaya çalışır ve su baskınından sonra başladığı çalışmasına sol eliyle devam eder. Sinekemani Nuri Duyguer Arşivi’nde yer alan, Edhem Efendi’nin sol eliyle yazdığı notalardan biri aşağıda sunulmuştur. Notada yer alan eser, Santuri Edhem Efendi’nin Suznâk Longa’sıdır. Nuri Duyguer ikinci sayfanın sonuna şu notu eklemiştir: “Sahib-i eserin son zamanlarında sol eli ile yazdığı notadır. 3 Haziran 1339 – Nuri”


Sinekemani Nuri Duyguer Arşivi’nde yer alan, Edhem Efendi’nin sol eliyle yazdığı notalardan biri

 

Üçüncü Felaket: Şehit Düşen Oğlu

Edhem Efendi’nin başına gelen üçüncü felaket, oğlu Mehmet Ali Bey’in I. Dünya Savaşı’nda, 1917 martında şehit düşmesidir. Başkomutan vekili Ender Paşa’dan Edhem Efendi’ye gönderilen taziyet vesikası aşağıdadır:

“Mahdumunuz: Alay 44 Tb 21 kumandanı binbaşı Mehmed Ali Bey 10 Mart 33 tarihinde Diyale Muharebesi’nde bir Osmanlı askerine yakışan kahramanlık ve fedakârlıkla şehit oldu.

Din-i Celil-i İslamın ve mukaddes vatanın müdafaası uğrunda hayatını feda edenlerin arkalarında bıraktıklarına düşen vazife yeis ü fütur değil fahr ü sürurdur. Bütün arkadaşları gibi merhumun da kıymetli hatırası yalnız sizin değil, daha büyük ailesi olan ordunun kalbinde ebediyen saklı kalacağına ve intikamının düşmanlarımızdan alınacağına emin ve bununla müteselli olunuz.

Muhterem şehidin bütün yakınları ve sevenleri için Allah’tan ecr ü sabır tazarru ederek beyan-ı hürmet eylerim.

28 Mart 33

Başkumandan Vekili

Enver”

 

Dördüncü Felaket: Karısının Ölümü

1924’te, kırk yıllık karısı Sabiha Hanım’ı da kalp sektesinden kaybeden Edhem Efendi keder içinde yalnız kalır. Oğlu Münir de taşradaki vazifesindedir.

 

Son Felaket: Mangaldan Sıçrayan Kıvılcım

14 Eylül 1924’te Edhem Efendi’nin yalıda yalnız bulunduğu bir vakitte, mangaldan yatağa kıvılcım sıçrar ve yorgan alev alır. Komşuların “Edhem Bey yanıyor” nidalarını duyup ilk imdada koşan Eczacı Ali Durudoğan, gördüğü manzarayı şöyle anlatır:

“Bütün hızımızla koşarak odaya girdiğimiz vakit yerde yatan Edhem Bey’in üstündeki yorgan alev alev yanıyordu. Tüyler ürpertici bu elemli vaziyet karşısında derhal yorganı üstünden aldık; duman içinde kalan odanın pencerelerini açarak hastayı sofaya çıkardık, henüz yaşıyordu. Fakat göğüs, kollar ve karın kısmı yanmış, kıpkırmızı olmuş vücudundaki yanıkların verdiği dayanılmaz acılarla kıvranan Edhem Bey’in ilk tedavilerini yapmak üzere meşgul olurken tahammülü aşan bir ıstırapla hasta inleye inleye beş on dakika sonra koma haline geldi.

Yürekler acısı bu manzarayla karşı karşıya, hissiyatımız perişan olmuş, sonsuz teessürlerle tutamadığımız gözyaşları arasında biçare üstat kollarımızda ruhunu teslim ederek aramızdan ebediyen ayrılmıştı.”

Edhem Bey’in cenazesi de ancak yedi kişiyle hazin bir şekilde kaldırılır. Cenazede bulunan Ziya Santur, bu vakayı şöyle anlatır:

“Teessürlerle haber aldığım hocamın cenazesinde bulunmak üzere Anadoluhisarı’na gittiğimde, vazife gören imam, müezzin ve iki bekçi ile Hisar’dan iki zat, bir de ben olmak üzere yedi kişi cenazeyi takip ettik. Kahvede oturan halkın alakasızlığı, bir üstat ver sanatkâra karşı gösterilmesi gereken son ufak hizmeti esirgemeleri beni ziyadesiyle dilhun etmiştir.”

 

Edhem Efendi’nin vefatını taşradaki oğluna bildiren telgraflar

Zonguldak Pehlivanzade Acentesi vasıtasıyla,

Münir Bey’e

Pederiniz bugün vefat etti, defin için bekleyelim mi, telgrafla işarı.

Fahir Tahsin

Zonguldak’ta Pehlivanzade Acentesi vasıtasıyla,

Münir Bey’e

Cenaze defnedilmiştir. Çekmecede otuz lira çıktı, Remzi Bey’e müracaata lüzum kalmadı. Bütün odalar temhir edilerek bekçi ikame edilmiştir. Mezkûr otuz lira cenaze için kifayet etti, hiçbir şeyin ziyaına meydan vermedim. Matbuata haber vereyim mi, haber bekliyorum. Beyan-ı taziyet.

Fahir Tahsin

 


[1]Zeki Üngör’ün dedesidir.

 

Kaynaklar:

Vecdi Seyhun, Santuri Ethem Bey. Hayatı ve Eserleri, Türk Musikisi Dergisi Neşriyatından, Marmara Basımevi, İstanbul, 1948.

Nazmi Özalp, Türk Musikisi Tarihi, MEB Yayınları, İstanbul, 2000.

İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Hoş Sada, Maarif Basımevi, İstanbul, 1958.

 

| 2018-05-30T18:18:33+00:00 30 Mayıs , 2018|Genel|0 Comments

Yazar Hakkında: