Radyo Anıları 7 – Semahat Özdenses

/, Radyo Anıları/Radyo Anıları 7 – Semahat Özdenses

28/10/2020 / Radyo Anıları Dizisi – Semahat Özdenses

Bir dizi halinde yayınladığımız Radyo Anıları” serisine Semahat Özdenses söyleşisi ile devam ediyoruz.  “Radyo Anıları” 1999-2001 yılları arasında Bülent Aksoy ve Ersu Pekin tarafından Açık Radyo’da hazırlanan bir program serisidir. 23 Aralık 2001 tarihinde Semahat Özdenses ile gerçekleştirilen söyleşi Elif Küpeli tarafından yazıya geçirilmiş, Bülent Aksoy tarafından yayıma hazırlanmıştır.

Semahat Özdenses (1913 – 2008)

Yayımlandığı tarih: 23 Aralık 2001

BA. Sizi Ankara Radyosunda Semahat Ergökmen adıyla tanımıştık. Türkiye radyolarının bugün herhalde en kıdemli sanatkârısınız. Maşallah, bugün de zindesiniz, çalışmaya devam ediyorsunuz. Radyoya hâlâ gidip geliyorsunuz.

SÖ. Tabii tabii.

BA. Emekli olduğunuz halde radyodan kopmadınız.

SÖ. Evet, biz akitli olarak neşriyatlara giriyoruz.

BA. Efendim, şimdi çok eski yıllara dönelim, sizin öğrenci olduğunuz yıllara… Şunu acaba hatırlıyor musunuz? Evinize radyo ilk defa ne zaman girdi? Musıkiye daha başlamamışsınız, musıki sever bir gençsiniz, radyo sizin evinize ne zaman girmişti, hatırlıyor musunuz?

. Tam hatırlayamıyorum. Ama 1936 civarı olmalı.

BA. Radyoda çalıp okuyan musıkişinaslar arasında sizin özel bir durumunuz var. Görüştüğümüz kıdemli musıkişinasların hemen hemen hepsi radyoculuk geçmişlerini 1938’de kurulan Ankara Radyosuyla başlatıyorlar. Radyonun henüz devlet tekelinde olmadığı yıllarda Telsiz-Telefon Şirketinin işlettiği bir Istanbul Radyosu vardı, bir de Ankara Radyosu. Bu en eski Istanbul Radyosunun stüdyosu Sirkeci’deki “Büyük Postane”nin üstündeydi, daha sonra Beyoğlu’na nakledildi. Önce Galatasaray Lisesinin karşısındaki Ambassador adlı binanın üst katlarında faaliyet gösterdi, sonra da Galatasaray Postanesine naklettiler; bu nakil 1937’de… 1943’te de Beyoğlu Postanesine nakledilmiş Istanbul Radyosu. Şimdi o ortamı bir hatırlamaya çalışalım. 1934’te Türk musıkisi radyolardan kaldırılıyor. Fakat daha sonra yine bu radyoda yeniden başlıyor Türk musıkisi yayınları.

Şimdi bunu eski Istanbul radyosunda görev alan Cevdet Kozanoğlu’nun hâtıralarından okuyalım:

Radyolardan Türk musıkisi yasaklanınca ben gazinolara dönmedim (…) Nadiren Münir Nurettin’in turneleriyle Istanbul konserlerine katılıyordum. Nitekim radyolarda Türk musıkisi yayınları başladığı zaman Hafız Burhan ile Trabzon’daydım. Evimden adresimi öğrenen Mesut Cemil’in ‘Radyolarda Türk musıkisi yayınları başladı, hemen gel’ dediği bir telgraf aldım. İlk vapur olan Avrupa vapuru ile Istanbul’a döndüm. Bu defa yedi lira yevmiye ile işe başladım. Radyoda daha devlet kadrosuna geçen müzisyen yoktu.

. Neresi için söyleniyor bu?

BA. Bunu Beyoğlu’nda Ambassador’daki radyo için söylüyor. Sonra, o sırada programlara katılan başlıca sanatkârları adlarını sayıyor. Kimmiş bunlar okuyalım: “Kadıköylü kemanî Eliza [Enise Can], Fulya Hanım (Akaydın), Muzaffer İlkar, Fahire ve Refik Fersan, Necmi Rıza ‘ve peyderpey Semahat Özdenses’ ” diyor. Sonra şu isimleri ekliyor: “Sadi Hoşses, Mustafa Çağlar, Reşat Erer, Dürri Turan, udî Sedat Öztoprak, zaman zaman Neyzen Tevfik, Nuri Halil Poyraz, Radife Erten, Bimen Şen, Cevdet Çağla.”

SÖ. Birisi eksik ama. Vedia Rıza Hanım’ı yazmamış. O da okuyordu o radyoda.

BA. Evet… O da vardı radyoda. Onu Sirkeci’deki radyonun okuyucuları arasında saymış.

. Vedia Rıza Hanım (Giz) unutulmaz. Onun sesine benzermiş benim sesim. Benim genç sesim onun sesine benziyor diye kabul etmişlerdi beni plakçılar. Dinlerdim onu. Kendisiyle sonraları görüştüm de.

EP. Siz de sesinizi Vedia Rıza Hanım’ın sesine benzetir miydiniz?

SÖ. Benzermiş, öyle dediler, fakat sonra hakiki sesim, hiç kimseninkine benzemeyen bir ses oldu.

BA. O radyoyu, Beyoğlu’nda Ambassador adlı binadaki radyoyu bize anlatır mısınız? Ne kadar hatırlayabilirseniz. Nasıl girdiniz oraya?

. Hocalarımdan ders alıyordum, Kemal Niyazi Seyhun, Hayriye Hanım, Bedriye Hanım hocalarımdan. Kadıköyü’nde Bedriye Hanım’ın evinde musıki icra ediliyordu.

BA. Bedriye Hoşgör değil mi?

SÖ. Evet. Udî Bedriye Hoşgör. Kemal Niyazi Seyhun’la Hayriye Hanım [udî Hayriye Örs] beni orada dinlemişlerdi. Kadıköyü’ndeki evlerinde haftada bir gün bana musıki dersi veriyorlardı. Şarkılar geçiyorlardı. Başka bir gün de Müzeyyen [Senar] ders alırmış onlardan, ama ben hiç karşılaşmadım Müzeyyen’le… Kemal Niyazi Bey hocam arada bir Üsküdar’daki evime gelirdi. Musıkiyi ben onlarla tattım.

BA. Radyoya nasıl girdiniz?

SÖ. Radyoya hocalarımla girdim. Bir cumartesi akşamı Kemal Niyazi Bey, Hayriye Hanım radyoda okuyacağımı söylediler bana. O ikisi, bir de Vecihe Daryal’la kemanî Reşat Bey [Erer] var, refakat edecekler. Radyonun stüdyosu beşinci katta. Mesut Cemil’in anonsuyla, bu sazlarla ilk olarak Medenî Aziz Efendi’nin “Kerem eyle mestâne kıl bir nigâh”ını, sonra Selanikli Ahmet Efendi’nin “‘Görmedim uysun felek âmâlime”sini, en sonda da “Çıkar yücelerden haber sorarım”ı okudum. Canlı yayın tabii. Program bitince, telefon var size dediler. Telefona koştum, Odeon Plak Şirketindendi. “Bizim şirkete bekliyoruz sizi Semahat Hanım, merkezimiz Yüksek Kaldırım’da,” dediler. Annemle gittim, orada beş plağa, on eser okudum. Gözleri görmeyen İsmail Hakkı Bey’in [Nebiloğlu] eserlerini okudum, “Beklerim her gün bu sahillerde ben” diye başlayan o meşhur hüzzam şarkıyı, “Sarıyor gün geçtikçe aşkın” diye başlayan karcığar şarkısını da okudum.

BA. Bu şarkıları siz önce radyoda okudunuz, sonra da plağa doldurdunuz, öyle mi oldu? [1]

. Evet, öyle oldu.

BA. Odeon şirketi dediniz. Beş plak doldurunuz, arkalı önlü, toplam on şarkı eder. Hepsi Odeon’a mı?

. Evet, Odeon’a…

BA. O ilk programınızda Vecihe Daryal, Reşat Erer, Kemal Niyazi Seyhun, Hayriye Örs eşliğinde radyoda programa çıktınız. Bu daha sonra devam etti mi? Belirli aralıklarla… Haftada bir gün mesela.

. Hayır, devam etmedi. Orada Vedia Rıza Hanım vardı zaten. Oranın yıldızı oydu. Suat Bey diye bir hanende vardı, daha birçok hanende vardı, onlar sahnede de okuyorlardı. Bir de salona girdiğim zaman, üstünde pijama ceketi olan kilolu bir beyefendi uzanmış yatıyordu orada, yanında yatan biri daha vardı, görmedim ben kendisini, sonradan öğrendim, Neyzen Tevfik’miş.

EP. Bu hangi yıldı acaba, hatırlıyor musunuz?

. 1937 herhalde. Biz o derslere devam ederken radyolardan kaldırılmıştı Türk musıkisi.[2]

BA. Daha önce kaldırılmıştı, 1934’te kaldırılmış, bu karar iki yıla yakın bir süre uygulanmıştı.

. Evet, o zaman kaldırılmıştı ama ben musıkiye devam ediyordum, hocalarımla derslere devam ediyordum. Bir hevesle radyoya gelmiştim… Çok ağladım, ahh! dedim, görüyor musunuz, ne olacak radyonun hali! Yok, çocuğum, devam edeceğiz derslere dediler.

BA. Şöyle anlıyorum söylediklerinizi… Hatırladığınız kadarıyla 1937’de bir defa çıktınız radyoya, radyo programlarınız devam etmedi, Ankara Radyosu kuruluncaya kadar Istanbul’daki radyoya bir daha çıkmadınız. Bu eski radyonun havasını birazcık anlatabilir misiniz, nasıldı orası, ne hatırlıyorsunuz? Ambassador adlı binayla radyo stüdyosunu biraz olsun gözümüzde canlandırabilir misiniz?

. Altı yedi katlı bir bina, radyo en üst katta. İçeri girince tesisat var, mikrofonlar falan. Sağdaki odada Hayrettin Bey oturuyor, teknik servis müdürüydü.[3] Sesleri naklettiriyordu. Yani biz orada çalar okurken, sesleri dışarıya veriyordu o.

BA. Peki radyonun imkânları nasıldı? Prova edilebilecek bir odası var mıydı?

. Vardı, odalar vardı. Tabii, provadan sonra yayına giriliyordu.

EP. Siz sesinizi bugün de koruyor, radyoya devam ediyorsunuz…

. Istanbul Radyosuna devam ediyor, yayınlara giriyorum. Kimisi, ayy şurasını okuyamadım falan derler, sesim bozuk. Hiç öyle bir şey olmadı bende, Allahın lûtfu işte. Hep besmeleyle girerim stüdyoya.

BA. Bu eski Istanbul Radyosu hakkında bir şey eklemek ister misiniz?

. Hayır. O sırada musıki kaldırılmıştı radyolardan. Ali Çetinkaya o zaman Münakalât Vekili, Mesut Cemil’e telgraf çekiyor, dışarıda okuyanlar da var, çocukları al gel diyor… Biz birkaç kompartımanda bir araya geldik; Küçük Safiye (Safiye Tokay), klarnetçi Hamdi Tokay’ın eşi, Müzeyyen Senar, Sadi Hoşses, Mustafa Çağlar, Necmi Rıza Ahıskan…. Bunlar… Şu anda onların yokluğunu hissediyorum.[4]

EP. Dostlarınız… Siz Ankara’da bu arkadaşlarınızla birlikte miydiniz?

SÖ. Evet. Sonra Hakkı Derman, Şerif İçli, Hamdi Tokay…

BA. Evet, Cevdet Kozanoğlu da vermiş bu isimleri.

SÖ. Evet, Cevdet Kozanoğlu muavin, musıki yayınlarının müdür muavini, aynı zamanda udî, yayınlara da giriyordu. İzzettin Ökte yaylı tanbur. İzzettin Ökte hafızamda hâlâ yaşıyor. Şimdi Fahrettin Çimenli Istanbul radyosunda bir gün uşşak makamını gösteriyor, yüzünde bir ruh, müzisyenlik ruhu beliriyor, ben eser başlayınca durmadan ağlıyorum. Istanbul Radyosundan başka, derneklerde de beraberiz, her yerde…

EP. İzzettin Ökte’yle özdeşleştiriyorsunuz onu değil mi?

. Evet, İzzettin Bey’le… Bir de bir tanburî vardı, neydi ismini unuttum.

EP. Ömer Altuğ…

. Evet, o da var.

BA. Elimdeki kitapta onun da ismi var. Sizin gittiğiniz yeni Ankara Radyosunda, 1938’de gittiğiniz radyoda fasıl heyeti de kurulmuştu.

. Ama ben fasıl heyetinde hiç bulunmadım.

BA. Cevdet Kozanoğlu sanatkârların isimlerini veriyor, siz hatırlayamadım dediniz de ben buradan baktım.

. Mesut Cemil’in idaresinde biz klasik Türk musıkisi icra ediyorduk. Fasıl musıkisi ayrı, Hakkı Derman, Şerif İçli, Safiye Tokay, Hamdi Tokay var orada. Fasıl, musıkinin bir başka bölümü…

BA. Ankara Radyosunda hangi programlara katıldınız?

. Ankara’da Mesut Cemil’in klasik Türk musıkisi korosundaydım. Tabii, pek çok solo programım oldu. Istanbul’da da Nevzat Bey’in devam ettirdiği koroda okudum.

BA. O günleri şimdi nasıl hatırlıyorsunuz? Musıki hayatınızda Ankara Radyosunun yeri nedir?

. Biz bir aileydik, haftada bir gün bizim evde toplanılır, şarkılar okunur, yemek yenirdi. Hocalarımızdan birçok şey edindik.

BA. Ankara Radyosunda en çok kimlerden faydalandınız?

. Refik Fersan, Fahire Fersan, Cevdet Çağla, Cevdet Kozanoğlu, Nuri Halil Poyraz, Türk musıkisini ruhumuza nakşeden onlardır, nur içinde yatsınlar.

EP. Bestekârlığa ne zaman başladınız?

. Ankara Radyosunda, Lem’î Atlı hocamın vefatından sonra başladım.

BA. Lem’î Atlı 1945’te öldüğüne göre, 45 sonrasında.

. Tam yılını çıkaramadım. Bir gün mutfakta yemek pişiriyoruz anneciğimle beraber. “Anne,” dedim, “ben bir eser besteliyorum.” Çok şaşırdı. Hemen hocama, karşıdaki apartmanda, telefon ettim. Geliyorum hocam dedim. Alelacele giyinip koştum, çaldım kapısını. “Ayy hocacığım, elinizi öpeyim,” dedim. “Hayrola evladım” dedi. “Bir eser yapıyorum hocam,” dedim. Hemen udunu aldı eline, şarkıyı okudum. Ondan sonra notasını yazdı tabii, o zaman notayı az biliyorum.[5] Bestekârlık böyle başladı işte.

BA. Siz Lem’î Atlı’ya bir söz vermiştiniz değil mi, sahneye çıkmayacağım diye. Onu anlatır mısınız?

. Lem’î Atlı hocamla mektuplaşıyoruz. Teklifler geliyor bana, Kristal’den size uğrayacağız diyorlar. Hocam, “Evladım, sakın içkili bir salona gitme,” demişti, “sana birçok imkân sağlayacaklardır. Ama kabul etme. Sesin biter, hayatın değişir.” Şimdilik böyle devam et diye tavsiyede bulunmuştu. Kristal’in sahibi Hacı [Hacı Hamdi Anlar] geldi evimize. O günlerde herkesin kapısını çalıyor.”Semahat Hanım, size şu kadar kapora, araba, İnci Eczanesinin üstünde kat… diyor. Bir hafta boyunca geldi. Ben neşriyattan çıkmışım, geliyor, yemek yiyoruz… Birçok arkadaşım gazinoya çıktı. Ondan sonra Ankara radyosunda fasılcı kalmadı. Biraz boş kaldı radyo. Bunun üzerine Mesut Bey gazetelere ilanlar verdi, yeni eleman aldı, yine birçok sanatçıyı radyoda topladı.

BA. O zaman Ankara Radyosu bir okul gibiymiş.

. Okuldu okul! O zaman Ankara’da Türk musıkisi konservatuvarı da yoktu.

BA. Radyo icracısını kendi yetiştiriyordu.

. Tabii tabii.

BA. Okul havasını anlatır mısınız biraz?

. Hocamız sabahleyin gelirdi.

BA. Hangi hocayla çalıştınız?

. Nuri Halil Poyraz. Türk musıkisini ilkin ondan öğrendim.

BA. Ne öğrendiniz ondan?

SÖ. Ondan her şeyi öğrendik, en başta usûlleri. Usûllerin darpları vardır, büyük usûller var, o büyük usûllerle kim güzel okursa on kuruş, beş kuruş verirdi! En çok alan da Radife Erten’di.

BA. Onun usûl bilgisinin çok iyi olduğu söylenir.

. Evet öyleydi. O sırada dikkatini dağıtan bir şey olsa bile, o yine icraya devam ederdi. Biz de o kuruşlardan kazandık, ama doğrusunu söylemem gerekirse, onun kadar kazanamadık.

BA. Bütün usûlleri hepiniz sağlam bir şekilde öğrendiniz, değil mi?

. Öğrendik tabii. Efendim, askerlik yaptık biz! Türk musıkisinin askerliğini yaptık! Ben şimdi Istanbul Radyosundayım, akitli olarak. Akitli deyince, muayyen neşriyatlar var, onlara giriyorum. Gönüllü olarak da giriyorum. Saat 13: 30’da provamız vardır, taksiye telefon ederim, saat 11’de binerim taksiye, ne olur ne olmaz, köprü tıkanır belki diye. Yetişemezsem ne olur ki, gitmem, en fazla yevmiyem kesilir. Ama hayıııır, hayır, ben Ankara Radyosundanım! Şaşıyorlar bu halime. Bazı kimselere örnek oluyorum işte.

Ankara Radyosundan benim talebem Rıdvan Tandoğan müzik yayınları müdürü şimdi. Hocam, daha iki saat var provaya der. Ben yoook, yok derim, örnek oluyorum gençlere. Bu halimle de böyleyim…

BA. Sohbetimiz çok güzel bir noktaya geldi. Siz bunları söylerken ben de şunu hatırladım. 1950’li yıllarda, Istanbul Radyosunda belli sanatkârların belli bir yayın saati varmış. Özellikle, radyonun en çok dinlendiği akşam saatlerinde. Fakat bazı çok tanınmış okuyucular, aynı gün, yayına saatler kala, o akşamki programlarına gelemeyeceklerini bildirirlermiş. Bu ani durum karşısında radyo yönetimi alelacele bir başkasını bulur, programa çıkarırmış. Böyle günlerde radyo yöneticileri zor durumda kalırlarmış.

. Hangi radyoda bu?

BA. Daha çok Istanbul Radyosunda.

. Ankara’da olamaz! Cevdet Kozanoğlu var orada! Bazı arkadaşlarımız vardı, onların sık sık parası kesilirdi bu yüzden.

. Benim bir sicil özetim var, onu size de göstermek isterim.

BA. Demek ki siz bütün programlarınıza vaktinde gelirdiniz.

. Evet, mes’uliyet duyardım, hiçbir cezam yoktur.

BA. Ankara Radyosu günlerinize devam edelim.

. Ankara’da Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesinde bir konser vermiştik. O zaman Fuat Ağralı vekil [bakan], Perihan Altındağ’ın sesini çok severdi, bir defa da ben gitmiştim evlerine. Bizler için kollu, ipekli elbiseler diktirildi, o elbiselerle çıktık Dil Tarih Fakültesindeki konsere. Köşke de giderdik.[6] Askeriye’ye gittim, Demirel’e gittim, davetiyeleri vardır bende. Birçok resmî davete gittim.

BA. Ankara Radyosunda size en çok hangi sazlar eşlik etti?

. Vecihe Daryal, Cevdet Çağla, bir de yaylı tanburla İzzettin Ökte.

BA. O programların bantları sizde var mı acaba?

. Var. Kendi programlarımın kayıtları var, sololarımın. O büyük bantlardadır sololarım.

BA. Solo programlarınıza devam ederken Mesut Cemil’in korosuna da devam ediyordunuz.

. Benim asıl korom o koroydu.

BA. O koroda okuyanlar neler öğreniyorlar?

. Önce Nuri Halil Poyraz’ın öğrettiği eserleri öğreniyorduk. Koroyla sazla provası da oluyordu. Onları öğrenmiş olarak geliyorduk koroya. Sonra canlı yayında okuyorduk. Mesut Cemil önce anons ediyor, mesela Sadullah Ağa’nın yürük semaisi, “Nideyim sahn-ı çemen seyrini” diyor, biz ayaktayız, bazen de otururduk, Mesut Bey işaret verince başlardı icra. Kırk dakika böyle…

Sonra türküler. Mesut Bey sazı alırdı eline, önünde bir tek mikrofon, biz yine aynı grupla türküler öğrettik. Aynı türküyü on defa, yirmi defa geçerdik, mesela “yeşil ördek” türküsünü on defa geçtik. Yani türkü bile öğrettik. Sarısözen geldikten sonra, Azize Sözen, Neriman Altındağ, Muzaffer Akgün, Ali Can, Nurettin Çamlıdağ, “o tarafa” gittiler, Perihan “bu tarafta” kaldı. Biz çok çile çektik!

BA. “Bir türkü öğreniyoruz” değil miydi o programın adı? “Yurttan Sesler”in temelini sizler attınız.

. Evet. Ama Sarısözen gelince biz o gruptan ayrıldık.

BA. Sizin zamanınızın sanatkârları bundan dolayı çok sayıda halk türküsü bilirler.

. Tabii, bilmez miyim? Bazen konserlerimin sonunda türküler okurum. Mesela “Yeşil ördek”i.

BA. Ankara Radyosunda çok uzun zaman çalıştınız. Daha kurulduğu gün başladınız.

. Evet, tabii.. Radyoya geldiğimizde stüdyolardan bazılarının kapıları bile takılmamıştı! Düşünün, açıktı kapıları.

BA. 1971’e kadar çalıştınız değil mi Ankara Radyosunda?

SÖ. Evet, yeğenlerim Istanbul’a gitti, gitmelerine dayanamazdım, onlar da beni Ankara’da bırakmak istemediler. Benim sicil özetimde yazılıdır. Sekiz lira yevmiyeyle başlamışım, matbuatta on lira, on beş lira, yirmi lira. Emekli kanunu çıktı, iki yüz on lira, Vali muavini maaşı alıyorduk. Elli lira falan, tabii terfiler de oluyordu.

EP. Sekiz lirayla başlayıp iki yüz on lirayla bitirdiniz, öyle mi?

. Öyle bitirdim; tabii, emekli olduktan sonra birinci dereceden alıyorum. Bestelerimden de alıyorum. Bir de, cömertlik var benim ahlakımda. Telefonlar… Hep ben arıyorum, “Semahat hoca, işte aradım da işim vardı da…” Vefaya da önem veririm. Ama sanatçılıkta vefasızlık var, eski sanatçılarda daha çok vefa varmış.

BA. Musıki hayatınızda kendinizi en çok kime karşı borçlu hissettiniz? Kendinizi borçlu hissettiğiniz bir musıkişinas var mı? Yoksa bütün değerli musıkişinasları mı düşünürsünüz?

. Vallahi ben evvela, Kadıköy’de, udî Nevres Bey’in talebesi Bedriye Hanım’ın evinde gördüğüm Lem’î Atlı hocama karşı borçlu hissederim kendimi.

Ondan sonra da büyük bestekârlar gelir aklıma. En başta Itrî. Sonra Hacı Arif Bey, Şevki Bey, saymakla bitmez. Ben onların eserleriyle başlarım konserlerime. “Semahat Hanım, “Akşam oldu hüzünlendim ben yine”yi okur musunuz derler, yok derim, hayır. Onların eserleriyle başlarım.

EP. Radyo daha farklı bir ortam şüphesiz, siz radyoyla gazinoyu işin daha başındayken mukayese edip gazinoda okumadınız.

. Hayır, gitmedim. Oraya gidenlerin arabaları, evleri, her şeyi oldu. Gitsem benim de her şeyim olurdu.

BA. Semahat Hanım, siz, önce Mesut Cemil’in korosunda görev aldınız, bu koroyu daha sonra da Ankara Radyosunda Ruşen Kam devam ettirdi. Istanbul Radyosunda da Nevzat Atlığ. Ruşen Kam’ın korosunda da yer aldınız mı?

. Hayır, orada okumadım.

BA. Sadece Mesut Cemil’de yer aldınız. Nevzat Atlığ’ın korosunda okudunuz mu, daha sonra Istanbul Radyosunda?

. Onun korosunda da okudum.

EP. Ankara Radyosundan epeyce bahsettiniz. Biraz da Istanbul Radyosundaki günlerinizden bahseder misiniz?

SÖ. Istanbul Radyosunda akitliyiz, girdiğimiz tek tek neşriyatlar var. İlk geldiğimizde canlı yayınlar hâlâ vardı. Hem solo olarak okudum burada, hem korolarda. Nevzat Atlığ’ın korosuna girdim burada. Melahat Pars’ın da fasıl heyetine.

EP. Melahat Pars’ın kadınlar fasıl topluluğu vardı, ona mı?

. Evet evet. Ankara Radyosunda fasılda yer almamıştım. Fasıl değişik bir musıki icrası. Klasik eserlerin icrasından farklı. İkisi ayrı ayrı icralar.

EP. Efendim, musıkiye başladığınız günlerden bu yana çok uzun bir zaman geçti. Galatasaray’da Ambassador adlı binanın üst katlarındaki o eski radyoyu biliyorsunuz. Bugün de Istanbul Radyosuna devam ediyorsunuz. Ankara’da çok önemli yıllarınız geçti. Nasıl görüyorsunuz o günlerdeki musıki ile bugünkü bugünkü musıki arasındaki farkı? Türk musıkisinin radyonun kurulmasından bugüne kadarki durumunu nasıl görüyorsunuz?

. Vallahi, siz de görüyorsunuz Türk musıkisinin icrasını…

EP. Radyodaki icralar gitgide kötüleşti mi?

. Şekil değiştirdi, kötüleşmek değil de şekil değiştirdi. Bant yayınları bu işin kolayı. Bant yayınında duygu, ruh kalmıyor. Herkes okuyamıyor canlı yayında. Kimler okuyabiliyor, onu halk takdir edecek. Ben hep canlı yayında okudum. Televizyonda bile çoğu zaman canlı yayında okumuşumdur.

BA. Canlı yayın daha güzel oluyor diyorsunuz, daha heyecanlı.

SÖ. Tabii. O anda, o anda, başka bir şey bu! O anda hiçbir şey düşünemezsiniz. Dediğim gibi, bantta kasette ruh yok. Bugün çok az insan canlı yayında okuyabilir.

BA. Oysa eskiden herkes canlı yayında okurdu, öyle değil mi?

SÖ. Evet, öyleydi eskiden.

EP. Siz musıkiye ilk başladığınızda, hangi akorttan okuyordunuz? Yerinden mi okuyordunuz?

. Yerinden okurdum. Tabii, şimdi nerede…

BA. Ne zaman değişti bu? “Dört ses”e ne zaman geçtiniz?

. Çok oldu. Ama benim sesimde bozulma olmadı. Şimdi en büyük üzüntüm, ölmüş hocalarımın eserlerini değiştirmeleri, bozmaları. Bir Selahattin Pınar’ın eserini bile değiştiriyorlar. Selahattin Pınar’ın sevdiği ses Sabite Tur Gülerman’dı. Hiç çalmıyorlar, hiç dinletmiyorlar, kimse bilmiyor Sabite nasıl okurdu. Onun kayıtları, plakları kim bilir nerededir!

BA. Şöylece özetleyelim bu sohbeti. 1937’de başlayan bir radyo hayatınız var, 2001 yılındayız.

. Hâlâ devam ediyorum.

BA. Evet, hâlâ devam ediyorsunuz. Altmış dört yıllık bir radyo hayatı bu. 1937’de başladınız radyoculuğa. Sonra Ankara Radyosu açılınca radyo işlerinden sorumlu bakan Ali Çetinkaya’nın daveti üzerine Ankara’ya gittiniz. 1971’e kadar Ankara’da kaldınız. 1938’den 1971’e kadar Ankara Radyosu, daha sonra Istanbul Radyosuna geçtiniz. 1978’de emekli oldunuz, ama bugün de radyodaki musıki programlarına katılıyorsunuz. Şimdiye kadar programlarımıza katılan radyocular arasında altmış dört yıllık bir mazisi olan bir radyocuyla tanışmamıştık. Siz bugün Türkiye’nin en kıdemli radyocusunuz.

. Efendim, çok memnun oldum. Bu kadar çok konuşmazdım, ama beni hatırladığınız için sizlere teşekkür ederim.

 


[1] Plak şirketleri radyo yayınlarını daima takip etmişler, beğendikleri okuyuculara plak doldurtmuşlardır. Odeon’un Semahat Ergökmen’e doldurttuğu plaklar bunun erken örneklerinden biri.

[2]Özdenses’in Istanbul Radyosuna çıktığını söylediği 1937 yılı —yanlış hatırlanmamışsa—, Türk musıkisi yayınlarının radyolarda yeniden başlatıldığı sıralara denk geliyor. Yayın yasağının uygulandığı 2 Kasım 1934 ile 6 Eylül 1936 arasındaki süre içinde musıki çalışmalarına ara vermeyip devam ettiği anlaşılıyor.

[3] Eski Istanbul Radyosunun müdürü Hayrettin Hayreden olmalı.

[4] Hükûmetin Ankara’da bir radyo kurma kararı üzerine Münakalât Vekilinin [Bayındırlık Bakanı olsa gerek] Istanbul’daki sanatçıları Ankara’ya davet etmesinden bahsediliyor. Bakanın Istanbul’daki musıkişinasları Ankara’ya davet etmesi hükûmetin radyoda kaldırılan Türk musıkisi yayınlarına yeni kurulan radyoda yer verileceği kararına vardığını gösteriyor.

[5] Lem’î Atlı’nın nota bilmediği yazılmış, söylenmiştir. Semahat Özdenses’in bu anısı yazılıp söylenenleri doğrulamıyor.

[6] Bu konserler Afife Ediboğlu’da da (bkz) geçiyor.

Liked it? Take a second to support Editör on Patreon!
| 2020-10-28T16:31:13+00:00 28 Ekim , 2020|Genel, Radyo Anıları|0 Comments

Yazar Hakkında: